Sanat, Kültür ve Eğlence
MERSİN ADININ KAYNAĞI
Anadolu kentlerinin ve bölgelerinin adları genellikle
antik kökenlidir. Seleucia (Silifke),
Tarzi-Tarza-(Tarsus), Kelenderis (Gilindire)gibi.
Bunları kanıtlayan sikke, yazıt ve antik kaynaklar da
bulunmaktadır.
Mersin adının kaynağı ve etimolojisiyle ilgili antik bir
belgeye henüz ulaşılamadı. Bu nedenle Mersin adının
kaynağı konusunda çeşitli iddia ve söylenceler vardır.
Bu konuda yapılabilecek gerçekçi açıklamalar, elde
mevcut olan belgelerle mümkündür. J.Covel'in 1893'de New
York'da yayınlanan "Early Voyages and Travels in The
Levant" adlı kitabında, Mersin adının ilk kez yazıldığı
bir bilgiye ulaşıyoruz. Bölgeden geçen Thomas Dallam'ın
(1599-1600) anılarında. Korykos'un 30 mil doğusunda "Mersina"dan
sözettiği yazılıdır. Daha sonra, 1671 yılında Evliya
Çelebi, Silifke tarafından gelirken Erdemoğlu (Erdemli)
köyünü ve Gerendir suyunu geçtikten sonra, buraya 20-25
km uzaklıkta gecelediği Türkmen köyünün adını "Mersinoğlu"
olarak yazmaktadır. 181 H.'de yöreye gelen Kaptan
S.F.Beaufort, T.Daflam'dan yaklaşık 200 yıl sonra
yerleşimin adını yine "Mersina" olarak yazmıştır. Daha
sonra yöreye gelen gezgin ve araştırmacılar ile Osmanlı
arşiv belgelerinde de "Mersin" adı görülmektedir.
Bunlardan sadece W.M.Leake'nin 1824 tarihli güncel
haritasında, Mersin'in bulunduğu yer Zephyrium olarak
yazılıdır.
Öte yandan, sadece yörede yetişen ve Myrtus (Muit)
denilen Mersin ağacı nedeni ile kentin "Mersin" adını
aldığı da araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir.
Çeşitli söylenceler ve antik mitoloji bir kenara
bırakılırsa, kentin adının, Evliya Çelebi
Seyahatnamesi'nde karşılaşılan, Türkmen kökenli "Mersinoğlu"
göçerlerinin, bu civarda kurdukları yerleşimin adından
kaynaklanmış olduğu en uygun görüştür.
KÜLTÜR VE SANAT
DEVLET OPERA VE BALESİ
Mersin Devlet Opera ve Balesi, 29 Kasım 1992 tarihinden
itibaren düzenli bale, opera, operet, konser
etkinlikleri gerçekleştirmektedir. Bu etkinlikler ve
konuk tiyatroların temsilleri, Mersin Kültür Merkezi'nde
izlenebilir. Aylık programlar, Mersin Kültür
Merkezi'nden duyurulmaktadır.
Geride bıraktığı 13 sezonda çeşitli alanlarda toplam
1.044 temsil gerçekleştirerek 400 binin üzerinde
izleyiciye ulaşmıştır. Ayrıca Gürcistan KKTC, Danimarka,
İsveç, Norveç, Finlandiya, İtalya ve Suriye’ye turneler
düzenleyerek yurtdışında da birçok temsil
gerçekleştirmektedir.
Oyun Programı
BİLET FİYATLARI
|
YER |
HARF |
SIRA NO |
ADEDİ |
TAM
|
|
MERSİN KÜLTÜR
MERKEZİ |
|
I Parter |
A-E |
5 |
125 |
7.00 |
|
I Parter |
F-I |
4 |
100 |
6.00 |
|
II Parter |
J-S |
9 |
219 |
5.00 |
|
Balkon |
A-H |
8 |
194 |
4.00 |
|
Konserler (Şan,Oda,Senfonik
vs.) |
|
|
|
2.50 |
|
Çocuk Temsilleri |
|
|
|
2.00 |
|
75.YIL TARSUS
SAHNESİ |
|
|
A-D |
|
|
6.00 |
|
|
E-I |
|
|
5.00 |
|
|
J-N |
|
|
4.00 |
|
Konserler (Şan,Oda,Senfonik
vs.) |
|
|
|
2.50 |
|
Çocuk Temsilleri |
|
|
|
2.00 |
Adres: Mersin Kültür Merkezi Binası, Atatürk Cad.
Mersin
MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KONSERVATUARI
Büyükşehir Belediye Başkanı’na bağlı bir birim olarak
kurulan Mersin Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı, Türk
Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği bölümlerinden
oluşmaktadır. Eğitim süresinin her iki bölümde de dört
yıl olduğu konservatuarda; nota, solfej, repertuar, şan,
kompozisyon, edebiyat, diksiyon, hitabet, müzik-işitme,
yazma ve yazım kuralları, çalgı bilgisi, koro ve solo
dersleri verilmektedir.
Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı’nın amacı Türk Sanat
Müziği ve Türk Halk Müziği dallarında teorik ve
uygulamalı çalışmalar yaparak eğitim vermek, kurs,
seminer ve konferanslar düzenlemektir. Bünyesinde
oluşturduğu uygulama toplulukları kanalıyla halkın sanat
anlayışını yükseltmeyi hedeflemektir.
Her yıl EYLÜL ayının ilk günü ön kayıt başlamaktadır.
15-40 yaş arası, en az İlköğretim okulu Mezunu kişilerin
müracaatı kabul edilmektedir.
Eleme Sınavları Eylül Alının son haftası içinde T.S.M ve
T.H.M bölümlerinde ayrı ayrı yapılmaktadır.
Konservatuarımız Eğitimine EKİM ayının ilk haftası
başlar. Mayıs Ayının son
haftasında eğitim sona ermektedir. Dersler Hafta içi
Saat 17’den itibaren yapılmaktadır.
Her eğitim döneminde Vize, Uygulamalı Dönem ve Final
sınavları yapılmaktadır.
1.Sınıfta Ders veya sınıf tekrarı yoktur. Derslere ve
Uygulama çalışmalarına devam zorunludur.
Konservatuar ders eğitimlerinin yanında, Bünyesinde
oluşturulan TSM-THM korolarınca Konserler
düzenlemektedir.
Konservatuar 6- 14 yaş Grubunda Tük Sanat Müziği Çocuk
Korosu vardır. Çocuk Koromuz Haftada 1 gün 17:30 ile
18:30 saatleri arasında Mersin Kültür Merkezinde çalışma
yapmakta, yıl içerinde konserler vermektir.
Faaliyet ADRESİ: Çankaya Mah. İstiklal Cad. Özel
İdare İş Hanı Kat : 5 MERSİN
Telefonlar : ( 0 324 ) 238 92 63- 238 70 15
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ HALK DANSLARI TOPLULUĞU
15 Haziran 1999 tarihinde kurulmuş olun ve halen
faaliyet gösteren halk dansları topluluğu düzenli olarak
kurslar açıp oyuncular yetiştirmeye devam etmektedir.
Bu kursların süresi 6 ay olup sonucunda sertifika
verilmektedir.
Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki oyuncular 8 kız 7
erkekten oluşmaktadır.
2001 yılında Başbakanlık Gençlik Spor Başkanlığının
düzenlediği dernekler arası Halk Oyunları yarışmasında
Silifke oyunuyla il birincisi, Antalya da ki Bölge
yarışmasında Bölge birincisi ve İzmir de yapılan Final
yarışmasında Türkiye 5.si ve jüri özel ödülü almaya hak
kazanmıştır.
2002 yılında Ankara da yapılan Kültür ve Turizm
Bakanlığı yarışmalarında 3 yöre (Gaziantep, Adıyaman,
Silifke) ile 15 il arasında ilk beşe girip başarı
kazanmışlardır.
Aynı yıl Mersin de yapılan Türkiye Halk Oyunları
Federasyonunun düzenlemiş olduğu yarışmada il birincisi
olup Hatay da yapılan Bölge yarışmasında bölge birincisi
ve yine Hatay da yapılan Türkiye final yarışmasında
Türkiye dördüncüsü ve Fairplay ödülü almıştır.
Kısa zaman da başarılar kazandı, çeşitli festivallerde
yer aldı düzenli açtığı kurslarla gençlerimize halk
oyunlarını öğretmeyi kendine ilke edindi. Silifke,
Gaziantep, Adıyaman, Diyarbakır, Burdur, Muğla, Adana
yörelerinin oyunlarını içerdiği modern halk dansları
altında KIVILCIMLARIN DANSI isimli bir grup hazırlayıp
çeşitli gösteriler yaparak kendini biraz daha
kanıtlamıştır.
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BANDOSU
Büyükşehir Belediyesi Bando Şefliği ve Kent
orkestrası 20 Ekim 1999 yılında kurulmuştur. Kurulduğu
tarihten itibaren resmi gün, bayramlar, resmi
karşılamalarda, açılışlarda, cenazelerde görev almıştır.
Bunun yanında rutin olarak her hafta Cumhuriyet
Alanı’nda Bayrak Töreni yapılmaktadır. Bando, Kent
Orkestrası olarak Latin, Caz ve günümüzün popüler
eserlerini çok sesli olarak seslendirmektedir. Birinci
ligde olan Büyükşehir Belediyesi Bayan ve Erkek
Basketbol takımlarının maçlarında Kent Orkestrası
takımlara destek olmaktadır. 23 kişiden oluşan Bando ve
Kent Orkestrası, halk Danslarının, tiyatronun ve
konservatuarın da canlı müzik ihtiyacını
karşılamaktadır.
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE ŞEHİR TİYATROSU
Tiyatronun her toplum için olduğu gibi MERSİN için de
gerekli ve vazgeçilmez bir okul olduğu düşüncesi ile;
Topluma Atatürk ilkeleri doğrultusunda yapıcı,
birleştirici insan, toplum ve yurt sevgisi aşılayıcı,
pozitif ilimlere ters düşmeyen Anayasamızda şekil bulan
Milli, Demokratik, Laik ve hukuk devleti imajını
kuvvetlendirici mesajlar ulaştırmak, bu duyguları
güçlendiren çalışmalar yapmak.
Ülkenin gerek ekonomik gerekse sosyal kalkınmasında
çağlar boyu dünya ülkelerinin bir çoğunda yarattığı
olumlu etki ve öğreticilikten yararlanarak, kentimiz ve
ülkemizde de tiyatrodan mümkün olan her türlü yararı
sağlamak,
İnsanları eğlendirirken eğiterek ruh sağlıklarını koruma
yanında öğretici olmak, yetişme çağındakilere okul
sıralarında öğrendikleri yanında değişik bilgiler
vererek hayata hazırlamak,
Güzel sanatların en mükemmel dallarından biri olan
tiyatroyu Mersin’de var etmek ve güzel sanatlara hizmet
etmek,
Bir cümle ile ifade edilirse; doğru tiyatro yapmak
amaçları ile Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’ nin
22-08-1984 tarih ve 287 sayılı kararı ile Mersin
Büyükşehir Belediyesine bağlı olan bir tiyatro
kurulmuştur.
06-12-2000 tarih 121 sayılı meclis kararı ile adı Mersin
Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’ dur.
Dünden Bugüne Şehir Tiyatrosu
2000 yılında kurulan Mersin Büyükşehir Belediye Şehir
Tiyatrosu; kuruluş amaçları doğrultusunda çok yoğun ve
düzenli çalışmalar yapmıştır.
Mersin Büyükşehir Belediyesi TİYATRO KURSLARI değişik
meslek gruplarından kişilere tiyatroyu öğretme ve
sevdirme görevini başarmıştır.
Tiyatro kurslarından yetişen ve oyunlarda görev alan
gençlerden başarılı olanlar, ülkemizin çok önemli sanat
kurumlarında görev yapmakta ve konservatuar eğitimi
almaktadır.
Örneğin; ilk dönem kursiyerlerinden bazıları, Mimar
Sinan Üniversitesi konservatuarını, Müjdat Gezen Sanat
Merkezini, Yıldız Çukurova Üniversitesi konservatuarını
kazanmışlardır.
Birçok oyuncumuz TV dizilerinde ve sinema filmlerinde
oyunculuk yaparak Mersinimizi başarıyla temsil
etmişlerdir.
YILLARA GÖRE OYUNLAR
2000
1-Ali Ayşeyi Seviyoo…
2-Kitap Kurtları (Çocuk Oyunu)
2000-2001
1-Rumuz Goncagül
2-Ayının Fendi Avcıyı Yendi(Çocuk Oyunu)
2001-2002
1-Yolcu
2-Kırmızı Başlıklı Kız(Çocuk Oyunu)
2002-2003
1-Fehim Paşa Konağı
2-Paşa Dayıma Söylerim
3-Herşeyin Bir Yolu Var
4-Becerikli Kanguru(Çocuk Oyunu)
2003-2004
1-Keşanlı Ali destanı
2-Ada
3-Kral Gitti Oyun Bitti(Çocuk Oyunu)
2004-2005
1-Duvarların Ötesi
2-Bebişler karnavalı(Çocuk Oyunu)
3-İp Adamlar(Çocuk Oyunu)
2005-2006
1-Bir şehnaz Oyun
2-Sevdalı Bulut(Çocuk Oyunu
2006-2007
1-Öğretmen
2-Öykülerden Oyunlar
3-Afacan Kardeşler(Çocuk Oyunu)
-Mersin Büyükşehir Belediye Şehir Tiyatrosu; 2004
yılından bu yana her yıl lise, amatör ve özel
tiyatroların katılımı ile, YILDIZLARIN ALTINDA TİYATRO
ŞENLİĞİ düzenlemektedir.
-Mersin Festivali kapsamında yapılan KONUŞACAKLARIMIZ
VAR adlı Kültürpark sohbetlerini yaparak sanatsever
halkımızı ünlü sanatçılarla buluşturmaktadır.
-Her yıl 3 OCAK MERSİN’İN KURTULUŞU kutlamalarına
DRAMA-ŞİİR etkinlikleriyle katkıda bulunmaktadır.
-2005 ve 2006 yaz dönemlerinde BELDE ŞENLİKLERİ
düzenlemiş, Mersin’e bağlı belde ve köylerde tiyatro
gösterileri yapmıştır.
-2006 yılında KARAGÖZ-HACİVAT gösterilerini köylere
kadar taşımıştır.
-Özel gün ve haftalarda etkinlikler yapmıştır.
Şehir Tiyatrosu; tüm etkinliklerini ücretsiz olarak
halka sunmaktadır.
MERSİN ÜNİVERSİTESİ GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ
Mersin Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, 03
Temmuz 1992 tarih ve 3837 sayılı yasa uyarınca kurulmuş
ve 1993-1994 Eğitim-Öğretim yılında Resim Bölümü Resim
Anasanat Dalına 20 öğrenci alınarak eğitim-öğretime
başlanmıştır. Kuruluş Yasasında yer alan bölümlerden
1994-1995 Eğitim-Öğretim yılında Heykel ve Grafik
Bölümlerine, 1996-1997 Eğitim-Öğretim yılında Sahne
Sanatları Bölümüne, 2000-2001 Eğitim ve Öğretim yılında
ise Seramik ve Tekstil Bölümlerine öğrenci alınarak
faaliyete geçirilen bölümlerin sayısı 6’ya çıkmıştır.
Sinema-TV, Müzik, Fotoğraf Bölümleri kuruluş şemasında
yer almalarına karşın bu bölümlere henüz öğrenci
alınmamaktadır.
2004-2005 Eğitim-Öğretim yılında 97’si Grafik, 75’i
Heykel, 83’ü Resim, 2’si Sahne Dekorları ve Kostümü,
42’si Tekstil ve 36’sı Seramik Bölümünde olmak üzere
toplam 335 öğrenci öğrenim görmüştür.
Fakültede 2 Profesör, 1 Doçent, 11 Yardımcı Doçent, 19
Öğretim Görevlisi, 1 Araştırma Görevlisi görev
yapmaktadır. 5 Araştırma Görevlisi 2547 sayılı yasanın
35.maddesi uyarınca Lisansüstü eğitimi ( Doktora) için
Türkiye’nin değişik Üniversitelerinde
görevlendirilmişlerdir. Ayrıca bu eğitim kadrosu içinde
1 de Yabancı Uyruklu Öğretim Görevlisi sözleşmeli olarak
çalışmaktadır. 35 öğretim elemanı görev yapmaktadır.
Fakültede öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı,
9.57’dir.
Yönetim
Dekan Prof. E.Berika İPEKBAYRAK
Dekan Yardımcısı Doç. Nurseren TOR
Dekan Yardımcısı Yrd.Doç.Yusuf GÜVEN
Fakülte Sekreteri Gülşen KOYUTÜRK
İletişim
Adres : Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi Çiftlikköy Kampusu 33342 Mersin
Telefon : 0.324 361 00 01-10 -- 0.324 361 00 68
Faks : 0.324 361 00 68
Dahili : 5007
GÜZEL SANATLAR GALERİLERİ
• Mersin Üniversitesi Rektörlüğü Güzel Sanatlar Galerisi
– Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Kampüsü, Rektörlük
Binası, Mersin
• Doğan Akça Sanat Evi - Mücahitler Cd. Sanat Sokağı (9
Sok.), Mersin
• İçel Sanat Kulübü Müfide İlhan-Ayşe Uğural Sanat
Galerisi, Teoman Ünüsan Sanat Galerisi - Mücahitler Cd.
Sanat Sokağı (9 Sok.), Mersin
• Mersin Ticaret ve San. Odası Sanat Galerisi - Atatürk
Cad. MTSO 2. Kat, Mersin
• Ahmet Yeşil Yaşam ve Sanat Evi (Atölye) - Silifke Cad.
181 Sok. No: 1, Mersin
• Antik Galeri, Taşhan, Antik Galleria, Mersin
• Görsel Sanat Galerisi - Cengiz Topel Cad. No: 18/B,
Çamlıbel Mersin
• Piri Reis Sanat Ocağı Mersin Akademi Bilim ve Sanat
Derneği Sanat Galerisi - Piri Reis Mah. 1103. Sok.
Mersin
• Altamira Sanat Galerisi - Camişerif Mah. Sanat Sokağı
No: 4 Mersin
• Mezitli Belediyesi Sanatevi - Babil Caddesi Mezitli,
Mersin
• Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Güzel Sanatlar
Galerisi- Mücahitler Cd. Sanat Sokağı, Mersin
MERSİNLİ SANATÇILAR
Edebiyat, sinema ve güzel sanatlar başta olmak üzere
sanatın bir çok alanında Mersin’de önemli sanatçılar
yetişmiştir.
|
MERSİNLİ SANATÇILAR |
SANAT ALANI |
|
A.Zeki TEOMAN |
Şair/Yazar |
|
Abdülkadir BULUT |
Şair |
|
Ahmet YEŞİL |
Resim (Uluslararası) |
|
Ali F. Bilir |
Şair/Yazar |
|
Ali ŞEN |
Sinema |
|
Atıf YILMAZ BATIBEKİ |
Sinema |
|
Aysel PAYASLI |
Şair/Yazar |
|
Bedii DEMİRSEREN |
Yazar |
|
Behzat AY |
Yazar |
|
Bülent AKBAŞ |
Fotoğraf |
|
Bülent BEZDÜZ |
Opera |
|
Danyal TOPATAN |
Sinema |
|
Doğan AKÇA |
Resim |
|
Ekrem KAHRAMAN |
Resim |
|
Erdinç BAKLA |
Seramik/Heykel |
|
Ergun EVREN |
Şair |
|
Ernur TÜZÜN |
Heykel |
|
Ertan AYKIN |
Gravür |
|
Etem ÇALIŞKAN |
Resim (Uluslararası) |
|
Ethem AYDIN |
Resim |
|
Güngör ARIBAL |
Seramik/Resim |
|
H. Metin ERTEM |
Opera |
|
Haldun DORMEN |
Tiyatro |
|
Haşmat AKAL |
Resim |
|
Hüseyin GEZER |
Heykel |
|
Hüseyin SEVİM |
Resim |
|
İlyas HALİL
|
Şair/Yazar (Uluslararası) |
|
İpek ONGUN |
Yazar |
|
İsa ÇELİK |
Fotoğraf (Uluslararası) |
|
İsmet BARLAS |
Tiyatro |
|
Mehmet BAL |
Resim |
|
Mehmet KABAŞ |
Tasarım |
|
Murat KODALLI |
Müzik |
|
Mustafa ESER |
Fotoğraf |
|
Müfide İLHAN |
İlk Kadın Belediye Başkanı Şair/Yazar |
|
Nevit KODALLI |
Müzik (Uluslararası) |
|
Nuri ABAÇ
|
Resim (Uluslararası) |
|
Osman ŞAHİN |
Yazar |
|
Özdemir İNCE |
Şair/Yazar (Uluslararası) |
|
Özer KABAŞ |
Resim |
|
Sohban KOLOĞLU |
Sinema |
|
Sudi ABAÇ
|
Karikatürist |
|
Suna TANALTAY |
Yazar |
|
Suphi TEKNİKER |
Tiyatro |
|
Tevfik Sırrı Gür |
Vali/Mimar |
|
Turhan OĞUZBAŞ |
Şair |
|
Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Şair |
|
Zahit BÜYÜKİŞLEYEN |
Resim |
SİNEMALAR
Beymen Sineması - Atatürk Caddesi, Mersin
(0 324 237 81 84)
Boyner Sineması – Kuvayi Milliye Caddesi Mersin
(0 324 238 87 87 – 88)
Cinemall Sinemaları - Adnan Menderes Blv., Koluman Plaza
Mersin (0 324 331 00 77)
CSC (Cep) Sinemaları - Adnan Menderes Bulvarı Pozcu,
Mersin (0 324 327 87 88)
Marinavista Sinemaları – İsmet İnönü Bulv. 4304 sk.
Çamlıbel, Mersin. (0 324 233 78 08)
HALK BİLİMİ
Mersin Folklorundan Çeşitlemeler
Malazgirt zaferinden sonra, Asya’nın Türkmen
oymakları, yeni bir vatan özlemi içinde, kol kol, bölük
bölük Anadolu’ya yayıldı, kendi adlarında obalar, köyler
kurdular.
Anadolu’da kökleşen ve büyüyen Selçuklu Devleti,
Asya’dan Anadolu’ya uzun bir zaman içinde, ama
kesintisiz göç eden bu Oğuz boylarını genellikle
sınırlara yerleştirdi, ayrı ayrı yerleşme bölgelerine
gönderdi. Mersin bu oymaklardan bolca nasibini alan
yörelerden biridir.
Mersin, bin yıldan daha uzun süreden beri Türklere yurt
olmuş, kurtuluş mücadelesinde evlatlarını vatanına feda
etmiş bir yurt köşesidir. Mersin, aynı zamanda
geleneksel kültürü günümüzde bile yaşatabilen nadir
yörelerimizdendir. Maddi ve maddi olmayan her türlü
geleneksel kültürümüz Mersin folkloru içinde yaşamaya
devam etmektedir.
Mersin, aynı zamanda kalkınmakta olan Türkiye’nin bir
parçasıdır. Ülke ekonomisinde hatırı sayılır bir yeri
vardır. Serbest Bölge’nin açılmasıyla da hız kazanan
ticaret ve sanayi, tarım topraklarının çağdaş teknikle
işlenmesiyle tarımsal verimliliğin artması Mersin’e olan
nüfus akımını hızlandırmıştır. Hem sanayi, ticaret ve
tarımdaki gelişmelerin yarattığı istihdam imkanları, hem
de kırsal kesimden kente göçme yönündeki doğal istek
Mersin’in şehir nüfusunu arttırmakta, dolayısıyla
geleneksel kültür, yerini modern sanayi kültürüne
bırakmaya başlamaktadır.
MERSİN FOLKLORUNA GENEL BİR BAKIŞ
Mersin’in Mut’u, Anamur’u, Gülnar’ı, Silifke’si,
Tarsus’u ve yakın zamanlarda ilçe olan Aydıncık, Bozyazı
ve Çamlıyayla’sı; her birinde, katkısız ve katıksız
folklor zenginlikleri göze çarpar.
Derler ki, Kozan’ın Farsak köyünden kalkarak omzunda
sazı Anadolu’yu dolaşan Karacaoğlan Ayşe, Fadime, Elif
derken Mut’a gelir. Mut’ta Çukur Köylü Karacasakız’ın
zülfünün tellerine takılır kalır. Ben bu vuslatı olmayan
hikayeyi burada tekrarlamak istemem. Ama bugün Mut’un az
ötesindeki bir tepede mutsuz Karacakızın mezarından söz
ediliyorsa, bu boşuna değildir. Karacaoğlan gibi bir
ozan, Mersin’e yakışır da ondan.
İşte yanı başımızda Silifke, Silifke’nin keklik sekişli,
yürek yakışlı oyununun bir hikayesi vardır, anlatırlar.
Bir gün Silifke’nin yanı başındaki yörük obasına bir
ozan gelir. Oba Beyi’nin çadırına konuk olur. Hoşbeşten
sonra Bey :
-Ozanım diyorsun oğul... Bizde ozan dediğin sazına
keklik kondurur. Gücün varsa çal sazını, kondur kekliği,
konduramazsan çek git bu obadan bir daha da ozanım
deme...Aşık alır sazı eline, yaslanır bir ardıç ağacının
gövdesine. Hem çalar, hem de başlar keklik gibi
ötmeye... Çevrede ne kadar keklik varsa toplanır başına,
kimi sazına konar, kimi omzuna... Bey bakar ki gerçek
aşık, mal verir, davar verir. Mersin’in keklik konduran
ozanları, keklik sekişli kızları, kızanları, omzunda saz
oba oba, köy köy gezenleri..
Bu çeşit örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Halk Musikisi: Macarların dünyaca ünlü müzik adamı Bela
Bartok, 1930’lu yıllarda Toroslarda, Mersin yöresinde
halk musikisi ile ilgili araştırma çalışmaları yapmış,
ünlü bestekarımız Ahmet Adnan Saygun da ona yardımda
bulunmuştur. Bartok ülkesine döndükten sonra yaptığı
çağdaş bestelerde, Türk halk musikisi motiflerinden
yararlanmış ve bunu dünyaya ilan etmiştir. Alman
Etnomüzikoloğu Dr.Kurt Reinhard’ın, da halk musikisi ile
ilgili geniş çalışmaları vardır.
Halk Oyunları: Yöre halk oyunları toplulukları, yurt
dışında iştirak ettikleri yarışmalarda daima birincilik
ödülünü kazanmışlar veya en kötü ihtimalle ilk üç
dereceye girmeyi başarmışlardır. Yurt dışındaki halk
oyunları yarışmalarında, yabancıların başını döndüren
oyunlarımızın başında Silifke Halk Oyunları gelmektedir.
Halk edebiyatı: İncelikte yüksek kültürün mahsulü olan
divan edebiyatımızın seviyesine çoktan varmıştır. Bir
Yahya Kemal'i alıyorsunuz :
Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın, diyor;
Bu şiirde varılabilecek bir seviyedir ama ne diyor
bölgemiz aşıklarından Aşık İrfani:
Uz bas kunduranı yer incinmesin,
Tara zülüflerini bel incinmesin..
Aşık İrfani ile diğeri arasında 100 yıla yakın fark
vardır.
Karacaoğlan’da başka güzellikler görürüz: Bir güzel
düşünün, bir bahçeye giriyor. O kadar güzel ki, o
bahçenin içerisinde gül “en güzel benim” diyor. Kasıntı
halinde, menevşe aynı şekilde:
Salınıp bahçeye girdi
Hep çiçekler selam durdu
Mor menevşe boyun eğdi
Gül kızardı hicabından
Gülün kasıntısını bile ayıplıyor. Bir başka sevgi
kıskançlık:
Bulut bulut üstüne
Bulut yağmur üstüne
Bulut Al1ah'ını seversen
Yağma yarin üstüne
O yana bu yana bakma
Beni ateşlere yakma
Elini koynuna sokma
Seni senden kıskanırım
Halk şiirinin inceliğine girdiğimiz zaman güzelliklerin
en mükemmelini bulmaktayız.
Atasözlerimizde hayat gerçeği yatar. Sadece Mut
yöresinden derlenmiş deyişat örneği şöyledir:
Yağmur gönenine ekilen darıdan
Gün dönümünden sonra oğul veren arıdan
Kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez
Mahalli Kelimeler: Mahalli kelimelerden biri de “seki”,
topraktır. Seki en az sekiz on yerde kullanılıyor. Seki,
“basamağı sekmek” diyoruz, fiil anlamında “sekmek”
diyoruz, yere konmuş çuvala “seklem” diyoruz. Başka,
bazı evler de vardır, üzeri toprakla örtülü “seki altı”
diyoruz. Bir tek seki kelimesinden 8-10 çeşit kelime
üretmek mümkün oluyor. Bu bizim dilimizin zenginliğidir.
Mutfak: Mut yöresinde davar yoğurdu toprak çömlek içine
konup ağzı iç yağıyla dondurularak, havayla irtibatını
kestikten sonra çömlek, toprağa konuluyor.
Gözeneklerinden aldığı sızıntıyla katılaşıp kalıyor. Kış
gününde ihtiyaç olduğunda ağzından kırılıp ihtiyaç kadar
alındıktan sonra aynı şekilde kapatılıyor. Böylece kış
gününde davar yoğurdu yeme imkanı buluyorsunuz
Mutfağımızda bir de bulgur hadisesi vardır. 1965'te bir
heyet bizim bulgurumuzu incelemiş. Sebep şu, uzun
sürecek bir nükleer savaşta Nato ülkelerinin yiyecek
meselesi. Neden bulgurun üzerinde durmuşlar? Bulgur
kaynatılmadan önce yıkanıyor, güneşte kurutuluyor,
değirmenden çıkınca yine kurutuluyor, yemeden önce
kaynatılıyor. İşte bizim mutfağımızın 1000 yıllık
hediyesi.
Mezar kültürü: Ölümde en çok tabiiliğe yaklaşma hadisesi
vardır. Cenazeyi yıkamada kullanılan “kevgir” isimli
kabak, bıçakla açılmaz. Taşa vurulunca kendiliğinden bir
delik açılır, su bununla ölü üzerine dökülür. Mezara
gidersiniz cenaze kabre konur, taş veya mertek aralarına
çamur konur, toprak cesedin içerisine dökülmesin diye.
Orada da tabiiliğe dikkat edilir, çamur sıvanmaz,
atılır. Ateş yakılır, söndürülmez. İnançla
bağlantılıdır, cenazenin suyunun ısıtıldığı bu ateş
kendiliğinden sönmeye bırakılır. Bu hem işarettir, ölü
evinin belirtilmesi bakımından, hem de “ocak sönmesin”
biri gitmiştir, bir başka daha gitmesin.
Köy mimarisi: Aşiretten yerleşime, Yörüklükten
şehirleşmeye geçişte tarım arazisi kullanılmaz. Eski
köylerimizin hiç birisi tarım arazisi üzerine kurulu
değildir.
Düğün türküleri: Yörede klarnetle Cezayir çalınır. Neden
Cezayir? Düğünde gelinin çıkış bölümüne bilerek monte
edilen Cezayir türküsü, eskiden Cezayir’e gidenler geri
dönmezdi de ondan. Anadolu insanı için bu bir manasız
savaştır, Cezayir'e giderken gelin kocasını, ana
kuzusunu geri dönmemek üzere yolcu etmiştir. Baba
evinden çıkan kız da yeni evinin kadını olacaktır. Kadın
baba evine tekrar gelmeyecektir. Orada bir niyaz vardır.
“Al başınla git, ak başınla gel”, yani saçın ağarıncaya
kadar buraya gelme.
Halk hekimliği: Cilt kanserinin yöremizdeki adı
“gövündürme”dir. Yanmadan mütevellit gövünmedir.
Gövündürme diye de bir ot vardır. Yüzde yüz tedavi edici
özelliğe sahiptir. Kocakarı ilacıdır deyip geçilmemesi
tavsiye edilir.
Hayvancılık: Mut'ta Alagöz adında Hacahmetli köyünden
bir vatandaş Silifke'de bir eve misafir olur. Evdeki
kilimin üzerinde elini gezdirmektedir. Onun bu halini
dikkatle izleyen ev sahibi “Ne oldu, neye bakıyorsun?”
diye sorar. “Yahu bu çulun kılı benim davarın kılına
benziyor da” diye cevap verir misafir. Sonraları
araştırılır ki kilim, Alagöz Koca’nın davarının kılından
yapılmadır. İşte yöre insanı, davarının kılını tanıyacak
kadar dikkatlidir…
BİR KÖKLÜ GELENEK, YÖRÜKLER
Çağımızın hızla değişen koşulları Yörük-Türkmenleri’nin
yaşamında donmuş kalmış gibidir. Uygarlığın
nimetlerinden pek azını kullanırlar. Bolkarlar’ın
karlarla kaplı koyaklarını her yaz, yurt yurt, yayla
yayla, çadır çadır paylaşırlar. Dağların birliğini
yüzyıllardan beri yalnızca onlar sağlarlar, gizlerini de
bir tek onlar bilirler. En saf, en ak pınarların
gözlerine yalnızca onların ağızları değer, onların
gölgeleri düşer. Ağıtlarında Yunus Emre’yi, Pir Sultan
Abdal’ı, sevinçlerinde Karacaoğlan’ı, masallarında da
Dedem Korkut’u anlatır, söylerler. Poyraz ve rüzgar
yanığı yüzleri, yeşilken kendi fidesinin üstünde kararan
biberler kadar mor ve siyahtır. Boyları bodur çalılar
örneği kısa, küt ve sağlamdır. Toros kayalıklarının
direncini, özelliklerini taşırlar sanki. Giyimleri,
kuşamları meyveli kiraz dalından farksızdır, abaları bir
renk ve nakış yüküdür.
TÜRKİYE’NİN SON KONAR-GÖÇER OYMAĞI SARIKEÇİLİ
YÖRÜKLERİ
Mersin’de Türkiye’nin son konar - göçerleri,
Sarıkeçililer yaşamaktadır. Bugün geriye sadece 50
hanelik bir Sarıkeçili ailesi konar - göçer hayat
sürmektedirler. Bir başka ifade ile topraksızdırlar.
Hayatları, bütün bir yıl yayla-sahil konup göçmekle
geçmektedir. Kışları Aydıncık - Silifke – Gülnar -
Anamur sahillerinde; yazları da Konya’nın Seydişehir -
Beyşehir yaylalarında kira ile yazlamaktadırlar.
Sarıkeçililerin bütün varlığı deve, davar ve deve
sırtında taşınan ev eşyalarıdır. Sabah gün doğmadan
çadırlar sökülüp, develere sarılır, öğleye yakın müsait
bir alana çadırlar kurulur. Ertesi sabah aynı uygulama
yenilenir. Bazı konaklamalar iki günü bulabilir.
Genellikle göç yolları bellidir. Yolun geçtiği köylerin
muhtarlığından geçiş izni alırlar. Her geçtikleri ilçede
adamları vardır. Bu vasıta ile sürünün aşısı ve doğum
ölüm gibi işlemleri yapılır.
Yolculukları süresince güneşe bakarak saatlerini tespit
ederler. Kendilerince geliştirilen takvimlere bakarak ve
geceleyin yıldızların durumuna göre hava tahminleri
yapılır. Kimi fırtınalar yaklaştığında çadırlar
kaldırılamaz, kimi belli günlerde de sürüler güneşe
çıkarılmaz.
Düğün ve cenaze merasimleri en yakın köyde yapılır.
Ölüleri hayvan sırtında yakın bir köyün mezarlığına
taşınıp gömülür, ölüleri dağda bırakma adeti yoktur.
Düğün için kız tarafı başlık alır. Başlık deve ve keçi
olduğu gibi kısmen altın ve nakit para da olabilir.
Kış aylarında kaldıkları mevkiler, baharda göçtükleri
yerler, hayvanlarının daha rahat etmesine bağlıdır.
Hayvanların ölümüne neden olan kene yüzünden bir kış
kışladıkları yurtluklara gelecek yıl konamazlar. Bir
başka ifade ile her kış kışlakları, her bahar göç
yolları değişecektir.
Her geçen gün tarım alanlarının genişlemesi, devletin
orman dikim çalışmaları ve en önemlisi çağın gereği bu
hayatı sona erdirmeye zorlayan etkilerle Sarıkeçililer
hızla tükenmektedir.
BİR YERLEŞİK OYMAK: TAHTACILAR
Taşeli yöresinde tahtacılar da yaşamaktadır. Silifke
(Kırtıl) Bahçe obası, Mut Köprübaşı, Kumaçukuru,
Sinamış, Ermenek, Anamur Bozyazı (Bahçeyokarısı) ve Gür
(Sarıkavak) Tahtacıları başlıcalarıdır.
Tahtacılar daima ormanlarda yaşarlar. Üç beş katırları
ve merkepleri vardır.Yegane sermayeleri bu hayvanlarla
baltaları ve bıçkılarıdır.
Mersin Kızılkaya’da yapılan söyleşide bir tahtacı erkeği
şöyle aktarmıştır:
“15-16 yaşındayken ikrar verdiğimiz, dedelerimizin
verdiği nasihatten çıkmamaya, eline, beline, diline deyi
yemin ederdik. “İkrarın var mı, yok mu” derlerdi. Bir
adam “ikrarım var” derse söylediğine de inanırlardı.
“İkrarım yok” dedi mi “yularsız eşeğe benzer” derlerdi.
HALK MİMARİSİ
Mersin Evleri: Mersin, bir 19. yüzyıl kenti olması
nedeniyle daha önceki yüzyılların getirdiği geleneksel
Osmanlı dokusuna sahip değildir.
Mersin evlerinde cephelere önem verilmiştir. Simetrik
görünüşlü cephelerde ana giriş, bazen kemerlerin içinde
yer alan, bazen üçgen alınlıkla taçlandırılmış, iki yanı
sütunlu kapılarla vurgulanmıştır. Çift kanatlı
pencerelerin yanı sıra, ikiz kemerli veya oval
pencereler ve mutlaka bunlarda yer alan panjurlu
kepenkler sokak cephelerinin değişmez özelliğidir.
Kuşkusuz, bu cephelere hareket kazandıran en özgün öğe,
giriş üstünde yer alan cumbalar ve balkonlardır. Bazen
üçgen alınlıkla taçlanan cumbalar, konsolların taşıdığı
ahşap, kapalı balkonlar, demir şebekeli açık
balkonlarıyla Mersin evleri, 19. yüzyıl sonları konut
mimarisinin tipik örnekleridir.
EL SANATLARI
DOKUMACILIK: Mersin yöresinin bir Yörük cenneti
olduğunu belirtmiştik. Bunların büyük bir kısmının
toprağa yerleşmesine karşılık özellikle yaz aylarında
yaylalara göç, vazgeçemedikleri gelenekleridir. Onların
vazgeçemedikleri yalnızca göç değildir elbette, eski
hayatlarının pek çok parçası ile birlikte dokumalarıdır
aynı zamanda.Yörede, Mekikli, Mekiksiz, Çarpana ve
Kirkitli dokumaların en güzel örnekleri dokunur.
A - KİRKİTLİ DÜZ DOKUMALAR
KİLİM: Yöre dokumacılığının en güzel örneklerini
veren kilimler, üzerindeki yanışlarla bir başka
güzelleşirler. Bu yanışlar hiç bir yerde duramayan, göze
en ufak ziyan vermeyen, gezgin, göçebe duygular, ürkek,
çocuksu, saf renkler, bir uçtan öteki uca yanıp tüterek,
kalın ısdar tarağının ağzından kurtularak, çılgınca
akmışlar kilimin üstüne. Birbirinin içine girmiş, pişmiş
renkler, düğüm ve ilmeklerle kardeşleşip kaynaşarak,
sonsuzluğun içinde yok olup erimekte. Küçücük
parçalardan oluşan nakışlar; yer yer sıçramalar yaparak,
kusursuz bir bütünlük meydana getirmekteler.
ALAÇUVAL: Geç kızların çeyiz eşyası arasında baş
sıralarda gelir. Çok zengin bir renk ve motif hazinesi
halindeki ala çuvalların gerek motif gerekse renk uyumu
yönünden, Türk kadınının iç dünyasına açılan penceredir
diyebiliriz. Çadırların genellikle sağ köşesine konulur.
Çadıra girişte rengarenk yanışlar bir tablo gibi insanı
kendine cezbeder. Renkler ve motifler cıvıl cıvıl
ötüşür, sıcak bir sevgi sarar ruhu; her yanış bir
duyguyu fısıldar; sükunet, haz, aşk, dostluktur bu. Bir
sıra yanış sizleri nazardan korumak için, bir sıra yanış
sihirden korumak, biri güçlülüğünüze, biri sevdiğinize
kavuşmaya hep dua edecektir.
KIL ÇUVAL: Ala çuvallar genellikle giyeceklerin
korunma ve saklanmasında kullanılırken kıl çuvalları
tahıl, yiyecek kapları gibi eşyanın taşınması ve
konulmasında kullanılır. Atkılığı ve çözgülüğü kıldan
oluşur. Üzerine esasen (yanış) konulmaz. Eğer yanış
kullanılacaksa basit olduğu için bıtırak, sinek, meneğ,
şakka yanışları tercih edilir.
UN ÇUVALI: Un çuvallarının atkılığı ve çözgülüğü
yün veya pamuktur. İçine yiyecek maddeleri konulan bu
çuvallar, deve veya eşeğe yüklenerek taşımada da
kullanılacaktır. Bıtırak, sinek, şakka, meneğ, sığır
sidiği yanışlarını çuval üzerine serpiştirilmiş halde
her zaman görmek mümkündür.
ÇUL: Yörüklerde ev sergisi olarak çul yerine
kilim kullanma geleneği zayıftır. Yer döşemesinde keçe
kullanıldığını belirtmiştik. Buna rağmen sergi için veya
eşya örtüsü için her aile birden fazla çula sahiptir.
SOMAT: Üzerine konan leğen içinde hamur yoğrulur.
Saçta pişirilen ekmekler arasına konarak kuruması
önlenir; kurumuş ekmekler elle sulanıp arasına konarak
yumuşatılır.Yemekler, üzerinde yenilir.
SECCADE: İslamiyet’in kabulünden sonra Türk
dokuma türleri arasına giren seccadeler, "farda" tekniği
ile dokunur. Yani iki yüzü de aynı görüntülüdür.
Genellikle "farda" ve "saksağan" yanışlarını kullanmak
tercih edilmiştir.
HEYBELER: Çobanların içinde yiyecek taşıması,
alış-veriş merkezlerinden karşılanan ihtiyaçların eve
getirilmesi, yerleşim yerine uzak olan pınarlardan
alınıp kaplara konulan suyun taşınması gibi pek çok
fonksiyonu olan heybeler, bütün Yörükler’de vazgeçilmez
bir dokuma türüdür.
MUZ LİFİYLE DOKUNMUŞ KİLİM: Bozyazı’da önemli bir
ekonomik gelir kaynağı olan muz bitkisinin dış gövde
kabukları sıyrılarak ince parçalara dönüştürülür. Bu
parçalar suda uzun süre ezilerek yıkamaya tabi tutulur,
lif haline getirilir. Biriken lifler güneşte kurumaya
bırakılır. Kuruduktan sonra “eğirtmeç”le eğrilir ve ip
haline getirilerek yumak biçimine dönüştürülür, “ıstar”
adı verilen ağaç dokuma tezgahlarında değişik boy, ebat
ve desende dokunur. Şimdiye kadar başka bir yerde
örneğine rastlanmayan kilimden bugün için elimizde iki
adet bulunmaktadır.
TÜLÜCE: Saçak yünler, ayrı ayrı renge boyanır.
Düğümlemek için direziden geçecek yünler üçer kirtilir.
Baklava dilimleri başta olmak üzere geometrik desenler
verilir. Tülüce çobanları soğuktan koruyucu, soğuk
havalarda ve yaz günlerinde dışarıda oturmak için yer
yaygısı olarak kullanılır.
B – MEKİKLİ DÜZ DOKUMALAR:
ABA (Bİ-NAMAZ ABA): Düz dokuma tekniğine girmek
istediğimiz bu bölümde, Türkmenlerin büyük çoğunluğunun
şalvar veya ceket olarak kullandığı “Aba”lardan kısaca
söz etmek isteriz.
“Çulfalık” denilen dokuma aleti ile dokunur. Yaklaşık 50
cm enindedir. Kaldırıp bakıldığında arka tarafı
görülebilir. Elyafların birbirine kaynaşması sonucu elde
edilir. Başlangıçta soğuk su dökmek suretiyle bir saat
süreyle bisiklet pedalı çevrilir gibi karşılıklı ayak
tabanları altında ezilir. Daha sonra, salıncak ipi gibi
yüksek bir yere asılır. İki ucu birbirine dikilerek
arasına 20-30 kg ağırlıkta bir cisim konulur. Bu ağırlık
depme sırasında meydana gelen kırışıklıkları nispeten
telafi ederken; depmenin her tarafının da aynı düzeyde
pürüzsüz olmasını sağlar (bir nevi ütülemedir |